Son tüketim tarihi mi, tavsiye edilen tüketim tarihi mi?
Ambalajlardaki iki farklı tarih ifadesi aynı anlama gelmiyor. Birini karıştırmak israfa, diğerini karıştırmak sağlık riskine yol açıyor.
Market rafında elimize aldığımız hemen her paketin üzerinde bir tarih yazar. Çoğu tüketici bu tarihi tek bir anlamda okur: "bu günden sonra bu ürün bozulur." Oysa Türkiye'de ve dünyanın büyük bölümünde ambalajlarda birbirinden oldukça farklı iki ifade kullanılıyor ve ikisini karıştırmak hem gereksiz gıda israfına hem de bazı durumlarda gerçek bir sağlık riskine yol açıyor.
İki farklı ifade, iki farklı vaat
Birinci ifade "son tüketim tarihi"dir. Bu ibare, mikrobiyolojik olarak çabuk bozulan ve yanlış tüketildiğinde hastalık yapabilecek ürünlerde kullanılır. Çiğ kıyma, taze balık, pastörize süt, kremalı pastalar bu grubun tipik örnekleridir. Bu tarih bir güvenlik sınırıdır. Ürün doğru koşullarda saklanmış olsa bile bu tarihten sonra tüketilmesi önerilmez, koku ve görünüş normal görünse dahi.
İkinci ifade "tavsiye edilen tüketim tarihi" ya da paketlerde sık görülen haliyle "en iyi tüketim tarihi"dir. Bu tarih bir kalite vaadi taşır. Üretici, o güne kadar ürünün rengini, kokusunu, çıtırlığını, aromasını koruyacağını taahhüt eder. Kuru makarna, pirinç, bisküvi, konserve, kavanoz reçel, kuru baharat gibi uzun ömürlü ürünlerde bu ifade kullanılır. Tarih geçtiğinde ürün otomatik olarak tehlikeli hale gelmez; yalnızca en iyi halinden uzaklaşmaya başlar.
İsrafın büyük bölümü bu karışıklıktan doğuyor
Ev mutfaklarında atılan gıdanın kayda değer bir kısmı, aslında güvenle tüketilebilecek ürünlerden oluşuyor. Dolabın arkasında kalmış, üzerindeki tarihi birkaç hafta geçmiş bir kutu bulgur ya da bir paket kuru fasulye çoğu zaman doğrudan çöpe gidiyor. Oysa nem almamış, ambalajı açılmamış ve serin bir yerde durmuş kuru bir ürün, tarihinden aylar sonra bile pişirildiğinde sorun çıkarmaz. Değişen tek şey pişme süresinin uzaması veya aromanın bir miktar zayıflaması olabilir.
Buna karşılık ters yönde bir hata daha tehlikelidir: son tüketim tarihi geçmiş bir çiğ tavuğu ya da açılmış bir sütü "kokusu iyi" diye kullanmak. Gıda kaynaklı hastalık yapan mikroorganizmaların büyük bölümü kokuya, tada ya da görünüşe yansımaz. Yani duyular bu konuda güvenilir bir sensör değildir.
Ambalaj açıldıktan sonra saat sıfırlanır
Etiketlerdeki tarihlerin hepsi, ambalajın kapalı ve önerilen koşullarda saklanmış olması varsayımıyla yazılır. Kapak açıldığı anda o vaat büyük ölçüde geçersiz olur. Bu yüzden birçok pakette "açıldıktan sonra buzdolabında saklayınız, üç gün içinde tüketiniz" gibi ikinci bir bilgi bulunur ve asıl bağlayıcı olan bu ikinci cümledir.
Açılmış ürünlerde en pratik yöntem, kapağın üzerine küçük bir etiketle açılış gününü yazmaktır. Bir hafta sonra elinizde ne olduğunu hatırlamak için kokuyu koklamak yerine tarihe bakmak hem daha güvenli hem daha hızlıdır. Konserve ürünler ise açıldıktan sonra kesinlikle kendi tenekesinde bırakılmamalı, cam veya plastik bir kaba aktarılmalıdır.
Alışverişte ve dolapta düzen kurmak
Marketten dönerken sepetin sırası bile önemlidir. Dondurulmuş ve soğuk zincir gerektiren ürünler en son alınmalı, eve dönüş süresi uzunsa yalıtımlı bir çanta kullanılmalıdır. Yaz aylarında sıcak bir arabanın bagajında geçen kırk beş dakika, etiketteki tüm hesapları bozabilir.
Evde ise en işe yarar alışkanlık, yeni alınan ürünü rafın arkasına, eskisini öne yerleştirmektir. Bu basit döngü, arkada unutulan paketlerin sayısını belirgin biçimde azaltır. Kuru ürünler için şeffaf kavanozlar kullanmak da neyin ne kadar kaldığını görünür kılar; görünen ürün tüketilir, görünmeyen unutulur.
Şüphede kalınca ne yapmalı
Karar verirken üç soru işi kolaylaştırır. Ürün çabuk bozulan bir gıda mı, yoksa kuru ve dayanıklı bir ürün mü? Ambalaj açılmış mı? Saklama koşullarında bir kesinti yaşandı mı, örneğin uzun bir elektrik kesintisi olmuş mudur? Bu üç sorunun yanıtı olumsuz tarafa kayıyorsa, tereddüt etmeden vazgeçmek doğru olandır.
Etiket okumayı öğrenmek, cüzdanı da mutfağı da rahatlatır. Gereksiz yere atılan her paket, ödenmiş bir bedelin çöpe gitmesi demektir. Aradaki farkı bilmek, hem bütçeyi hem de sofrayı korur.